Resim
Sizlere daha iyi hizmet verebilmek için bağışlarınızı bekliyoruz. Make a donation.

Ölmeden Önce Mutlaka Okunması Gereken Felsefi Kitaplar

Kullanıcı avatarı
anarchos
Arkeo-TR Üyesi
Arkeo-TR Üyesi
Mesajlar: 125
Kayıt: 19:43 10-Ocak-2014

Ölmeden Önce Mutlaka Okunması Gereken Felsefi Kitaplar

Mesajgönderen anarchos » 14:47 07-Ağustos-2017

Sofie'nin Dünyası

Norveçli yazar Jostein Gaarder tarafından 1991 yılında yazılmıştır. 1995 yılından sonra İngilizce'ye ve diğer dillere çevrisi yapılmıştır. Kitap, 30 milyondan fazla kopyasıyla Norveç dışındaki Norveçli yazarlarından tümünden daha başarılı olmuştur.

Sofie, bir gün posta kutusunda "Kimsin sen?" yazılı bir kart bulur ve bundan hareketle felsefe tarihinde yanıtlanmış tüm sorulara cevap bulur. Romanın sonunda aslında Lübnan'daki bir BM taburunda görevli olan bir binbaşının kızına doğum günü hediyesi olarak yazdığı bir romanın parçası olmasını anlamasıyla biter. Jostein Gaarder'in felsefe alanında yazdığı bu kitap insanı kendi içine çekerek edebiyat tarihinde hakkı olan yeri almaktadır. Roman içinde roman denilebilecek, her yaştan insanı kendi içine çekebilecek türden bir başyapıt, mistik tarihin felsefe taşı...

Tanrısal Öngörü

Stoa felsefesinin Fortuna (Talih), Fatum (Kader) ve Providentia (Tanrısal Öngörü) kavramları üzerine, antik çağdan elimize geçen en önemli metinlerden birisi olan De Providentia, retorik sanatının incelikleriyle örülü üslubuyla her şeyden önce klasik bir edebiyat metnidir. İçeriğinin Stoik ahlak ilkeleriyle döşeli oluşu, tanrı ve insan ilişkilerinin ayrıntılı olarak sorgulanması, iyi ve kötü değerlerinin açık ve seçik ifadelerle aydınlatılması, yaşam ve ölüm kavramlarına yaklaşımı açısından değerlendirildiğinde, bu eser Roma'dan günümüze kalan örnek bir ahlak felsefesi metni özelliği kazanır. İnsan zihni evreni, tanrıyı, insanı, iyiliği, kötülüğü, doğayı, kaderi, talihi, talihsizliği, sabretmeyi, yaşamı, ölümü sorguladıkça, satırlarında edebiyatla felsefeyi buluşturan De Providentia samimi diliyle ona sonsuza değin ışık tutacaktır.

Küçük Prens

Küçük Prens, büyüdüklerinde tüm hayal güçlerini yitiren yetişkinlerin, günlük yaşamın rutin işlerine gömülerek sorgusuz sualsiz yaşamalarından kaynaklanan içsel boşluklarına ve yalnızlıklarına değinir. Yaşamın rutinine teslim olmuş bu yetişkinler, kendi yaratımları olduğunu bilmedikleri bir hayatın gizli mahkumlarıdır. Farkına varamadıkları ama onları hareket etmekten alı koyan zincirlerine sıkı sıkıya tutunmuş, bir yandan da kurtuluşu arzu etmektedirler. Gün gelir, yaşam onlara bir fırsat sunar ve bu fırsat onlara Küçük Prens görünümünde gelir. Fakat ne yazık ki gözlerinin körlüğü sebebiyle onu göremezler. Dünya adlı gezegende bir yetişkin, Küçük Prens’i görmeyi başarır ve çoraklaşmış zihninin uzun zamandır susuzluğunu duyumsadığı yaşam suyunu, ruhunu, onun yardımıyla yeniden keşfeder.

Küçük Prens, insan zihninin nasıl çoraklaştığını ve onun nasıl yeniden bir vahaya dönüştürülebileceğini anlatan ruhsal bir keşif yolculuğudur.

Devlet

Devlet Sokrates'in sağlıklı ve mutlu bir toplum hayatı için düşündüğü devlet modelini anlatır. Günümüzdeki devlet felsefesi üzerinde temel kaynaklardan biri olması açısından önemlidir. Aynı zamanda mutluluk felsefesi üzerine yazılmış bir metindir. Eser Platon tarafından yazılmıştır. Fakat eserde Platon'un hocası olan Socrates'in konuşmaları yer almaktadır.

Platon, "Devlet" adlı eserinde ideal devletin nasıl olacağını belirtmiştir. Bu devlette insanlar üç sınıfa bölünmüştür; Çalışanlar (işçiler,çiftçiler, zanaatkarlar), bekçiler (askerler) ve yöneticiler. İşçi sınıfı çalışıp üretimde bulunarak devletin maddi ihtiyaçlarını karşılar. Bekçiler sınıfı toplum içinde güvenliği ve dışarıya karşı devletin varlığını savunur. Yöneticiler sınıfı ise devleti yönetir.

Bu toplumda her sınıfın bir erdemi vardır. İşçi sınıfının erdemi kanaatkâr olmak, bekçi sınıfının erdemi cesaret, yöneticilerin erdemi ise bilgeliktir. Ayrıca bu toplumda Kadın-Erkek eşitliği mevcuttur.

Simyacı

Simyacı (özgün adı O Alquimista), Brezilyalı eski şarkı sözü yazarı Paulo Coelho'nun, yayınladığı 1988 yılından bu yana dünyayı birbirine katan, eleştirmenler tarafından bir fenomen olarak değerlendirilen üçüncü romanıdır.

Simyacı, altı yılda kırk iki ülkede yirmi altı dile çevrildi ve yedi milyondan fazla sattı. Bu, Gabriel Garcia Marquez'den bu yana görülmemiş bir olay. Roman, yüreğinde çocukluğunu yitirmemiş olan okurlar için bir klasik kimliği kazanmıştır.

Simyacı, İspanya'dan kalkıp Mısır Piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago'nun masalsı yaşamının felsefi öyküsüdür. Simyacı'yı bulmak kendini bulmaktır... Simyacı'nın dünya çapında bu kadar satmasının sebebi belki de kılavuzculuk niteliğinin ön planda olmasıdır. Simyacı'yı okumak , herkes uykudayken şafak vakti güneşin doğuşunu beklemektir.

Sokrates'in Savunması

Sokrates'in Savunması (Antik Yunanca: Άπολογία Σωκράτους, Apología Sokrátus), Yunan filozof Platon tarafından yazılmış, Sokrates'in bir grup Atinalı tarafından şehrin tanrılarına inanmayışı ve gençlerin ahlakını bozması gerekçesiyle suçlanışını, Atina demokrasisi tarafından yargılanışını ve cezalandırılmasını konu alan diyalog. Euthyphron adlı diyalogun devamı niteliğindedir. Eser, Euthyphron ve Kriton ile birlikte bir üçleme oluşturur. Euthyphron mahkemenin hemen öncesini, Savunma mahkeme sürecini, Kriton ise mahkeme sonrasını anlatır.

Atina-Sparta arasındaki Peloponez Savaşı ve sonrasında binlerce insanın öldürülmesine veya sürgününe sebep olan Otuz Tiran'ın kovulmasının ardından MÖ 403 yılında Atina demokrasisi yeniden yapılanma sürecine girdi. Farklı kesimlerden Atinalılar, genç nüfusunu kaybetmiş ve salgınlarla boğuşan şehri tekrar inşa edebilmek için birlikte çalışmaya başladılar. Şehrin yasaları revize edildi. Böyle bir dönemde yaşam tarzı “felsefe yapmak” olarak özetlenebilecek olan Sokrates; soruları, eski hikmetleri bazen denetleyen, bazen çürüten sorgulayıcılığı ve Atina’nın önde gelenlerine yönelttiği eleştirileri ile birçok düşman kazandı. Oligarşinin yerine demokrasi gelmiş olmasına rağmen hâlen yeniden yapılanmaya çalışan Atina demokrasisi; arkasında Otuz Tiran'ın kovulmasında etkin rol oynamış, Atina ordusunda komutan olarak hizmet etmiş Anytos ve Atinalı aristokrat Lykon olan, Euthyphron diyalogunda hakkında silik bir delikanlı olarak söz edilen Meletos adlı bir genç tarafından "gençlerin ahlakını bozmak ve dinsizlik" suçlamalarıyla açılan dava sonucunda, 500'ler Meclisikararıyla,70 yaşındaki Sokrates'i MÖ 399'da ölüme mahkûm etti.

TEB

Kitap, Arkaik ve tarih öncesi Mısır’daki piramitlerde gerçekleştirilen ezoterik içerikli tapınma ve Firavunlar için yapılan cenaze törenlerini açıklamakta, ayrıca Mısır’daki Kolos, Sfenks ve tapınaklardan toplanarak bazı müzelerde sergilenen tabut ve mumyalar hakkında bilgi vermektedir.

Felsefenin Tesellisi

Alain De Botton bütün zamanların en büyük düşünlerini seçip, bu dahilerin arasında günlük yaşama ilişkin bilgice yaklaşımları bir araya getiriyor.

Kitabı altı bölüme ayrılıyor, her bölümde bir filozofun yaşamında ve yazdıklarında yola çıkarak ayrı bir sorunu ele alınıyor. Toplum tarafından kabul görmemenin tesellisini Sokrates’te, yeterince paraya sahip olmamanın tesellisi Epikürüs’te, düş kırıklığı yaşamanın tesellisi Seneca’da, kendini yetersiz hissetmenin tesellisi Montaigne’de, kırık bir kalbin tesellisi Shopenhour’da buluyor. Başkalarının yaşantısını kıskanarak acı çekenlere Nietzche’yi öneriyor.

Gündelik hayatta karşılaşabileceğimiz ve bizi düşündüren olaylar karşısında tatmin edici bilgiler sunan bir kitap olarak görüyorum.

Günlük Kahraman

Günlük Kahraman, her yaştan okuyucuya hitap eden, günlük yaşama dair pratik analizler ve çözümler sunan otuz makaleden oluşmuş derleme bir kitaptır. Kitap, kendi günlük savaşımızın içinde korkmadan ileri doğru bakan ve gelecek yeni zorluklara karşı hazır bekleyen içimizdeki günlük kahramana seslenmektedir. Aynı zamanda bu kahramanı her daim ayakta tutacak olan klasik tarzda felsefe ile okuyucuyu buluşturmaktadır.

Dünyamıza Bakış

“iç ve dış hayatımın, ölü ve diri bütün insanların emeğine bağlı olduğunu, aldığım ve hala almakta olduğum şeyleri aynı ölçüde var gücümle vermeye çalışmam gerektiğini hergün durmadan düşünüyorum” diyen Einstein’in hayata dair görüşlerini içeren kısa yazılardan oluşan kitap, çok konuda evrensel fikirlere öncülük ediyor. “Yolumu aydınlatan, bana durmadan yaşama sevinci ve cesareti veren ülküler, İYİLİK, GÜZELLİK ve DOĞRULUK olmuştur.” “Ne var ki, iyilik ve güzellik değerleri eksikliğinin salt düşünsel bir çabayla giderilebileceğine inanmıyorum.”

“Bir insanın değeri, verdiği ile ölçülür, alabileceğiyle değil.” Bunun için; ”Insan kendini topluma adayarak, kısa ve tehlikelerle dolu hayatta bir anlam bulabilir ancak.” Çünkü “insan yaşama savaşındaki gücünü toplum halinde yaşayan bir canlı varlık olmasına borçludur.”

Tragedya

İsmini Eleusis Gizemleri’nden alan Trajedi; aslen, Dionysos-Bakhus ile ilişkili epik hikayelerden kaynaklanmaktadır. Aeschylus’a göre, trajedinin gelişimi için temel oluşturan tema ya da ana fikir, dünyevi şeylere çok az değinebilecek olan, tanrısal insanüstü bir meseledir.

Diriliş Neslinin Amentüsü

1

Kendimin bir diriliş eri olduğuma inanıyorum.

Bir Diriliş Cephesi bulunduğuna ve kendimin de o cephede bir savaş adamı olduğuma, olmam gerektiğine inanıyorum.

Bu nasıl bir savaştır? Topla, tüfekle, bombayla, molotof kokteyli veya füze, nükleer silâh veya gazla yapılan savaş olmaktan önce ve öte, bir ruh savaşıdır. Ruhlar arasında olan bir savaştır. Bu savaşlarda bedenlerden, maddî vücutlardan Önce ruhlar, manevî vücutlar, yani varoluşlar düşer, tutsak olur, yenilgiye uğrar. Ya da tersine düşürür, tutsak eder, yenilgiye uğratır.

Bu bir zihniyet savaşıdır. Karayla akın savaşıdır.

Bu bir hayat tarzı, dünya görüşü, yani bir medeniyet savaşıdır.

Bedenimin, maddî vücudumun, benliğimin özü olan ruhumun bir aleti, bir kemanı, bir silâhı, bir donatımı olduğuna inanıyorum.

Düşmanı 12′den vurmak için kullanılan bir silâh.

Bu açıdan, beden de, maddî vücut da, onu çevreleyen fizik âlem, bu dünya da, hepsi âdeta ruhun uzantısı olarak yüce bir anlam kazanıyor.

Vücudum ruhumun buyruğunda olmalıdır.

Ruhum da mutlak âleme başını uzatmalı, oradan soluk almalı, oradan göz ve gönül almalıdır.

Ruh, sürekli olarak, Allah’ı bilme, Allah huzurunda olma savaşı içinde olacaktır. Buna engel olmaya çalışan benlik içi veya ben ötesi bütün yâd varlıklarla savaşacaktır sürekli olarak ruh.

Diriliş, ruhun açtığı bu sürekli savaşı sürdürme ve bu savaştan sürekli olarak başarılı çıkma demektir.

Allah’a inanıyorum. Ben bir diriliş işçisiyim. Allah kentinin işçisiyim. Allah’ın Övdüğü, beğendiği islâm toplumunu ören, toplumunun örülen duvarında en küçük bir kum tanesi olmaktan Öte öğüncüm olamaz.

Allah’a inanan insanın özgür olduğuna inanıyorum. İnsan boynuna zincir atan, takan eşyadan ve öteki insanlardan, insanların tanrılaştırdığı kişi ve eşyadan insanı ancak Allah kurtarır. Yani insanı ancak Allah özgür kılar.

İnkâr tutsaklık, inanç özgürlüktür.

Tanrısız yaşanamayacağına inanıyorum. Allah’a inanmadan, onsuz geçen saniyelerin benliğimi yok etmeğe, alçaltmaya yöneltilmiş, benliğime ekilmeye çalışılmış salt kötülük tohumları olduğuna inanıyorum. Ruhun karamukları, zakkumları, şeytanlarıdır onlar.

Ben insanın ruh, ruhun da bir tapınak olduğuna inanıyorum. Bir başka deyişle, insan ruhunda bir tapınak, insan ruhunun bir tapınak olduğuna inanıyorum. İnsan orada kendi içine eğilir; o dupduru suda bulanıklığa ait ne varsa temizlenmeli ve o mermersi geometride tek ışık ve tek aydınlık yansımalıdır : Allah’a inanma ışığı ve ona inanma aydınlığı.

Sesimi yükseltirsem bunun için yükseltirim. Yoksa bunun dışında dünyada hiçbir şey ses yükseltmeye değmez.

Yaşamayı ve ölmeyi, mekâna ilişmeyi, zamana girmeyi, daha doğrusu zaman ve mekânla diyalog kurmayı, ancak ve ancak bu inanç uğruna göze alabilirim.

Aşktır o benim için.

Yoldur.

Anlamdır.

Sestir.

Ülküdür.

Varoluştur.

Tanrısızlığın karanlığında ruhum daralır, boğulur. Asit içinde erir gibi. Gazda boğulur gibi.

Yüreğimi ancak O çarptırır.

Estetik ona ilişkin oldukça estetiktir. Şiir, ruh pencerelerini Allah’a açtıkça şiirdir. Yoksa balmumundan peteklerdir, bal değil.

Ölü arının kırılan ve havada uçuşan kol, kanat ve bacaklarının kırıntılar halinde savruluşunu sen arı oğulu zannetme.

Diriliş yüklü bulutlarla linyit dumanının göğe salınmış gölgesini özdeş sanma.

Diriliş eri bir alpinisttir, inkâr, red ve kara alışkanlık pürüzlerini kıra kıra bu dik yamaçtan dağın tepesine, temiz havaya ve güneşe yükselecektir kişi. Bütün o çekilen sıkıntılar, korkular, bu sevinç ve bu güvenlik içindir.

Benim inandığım ve bağlandığım dâva, ilk insan ve ilk yol göstericinin, dünyayı dolduran inkâra karşı özgür inanç gemisinin kaptanı olan Hazreti Nuh’un Ebedî Kurtuluş Sancağını uygarlıklar başkentine diken, Ateş imtihanından geçmiş ve Kurban şifasıyla azapların zehrini eritmiş Hazreti ibrahim’in, toplumu yönetecek altın kuralları sütunlar gibi ufkumuzda yükselten ve onları kıyamete kadar tarihin levhası olarak belirleyen Hazreti Musa’nın, ölüleri dirilten, ölü gönülleri diriltici soluğun sahibi Hazreti İsa’nın ve nihayet en büyük insan, en büyük yol gösterici, bütün insanlığa ışık tutucu, fiziği ve fizikötesini aydınlatıcı son Peygamber Hazreti Muhammed’in davasıdır.

Dâvamız ve dâva için kavgamız hakikat dâvası, hakikat savaşıdır.

2

Tarih her konuda süreklidir. Bu dünya hayatının yapısı gereği, inançsızlık sürdüğü gibi inanç da sürüp gidecektir, gitmektedir. Aslında inancın sürüp gitmesi esas, inançsızlığın sürüp gitmesi ise ona bir reaksiyon, bir kontrpuandır. Hakikat, ilk insandan beri sancaktarlarını bulmuştur. En büyük sancaktarlar, hakikat sancaktarları peygamberlerdir. Ben buna inanıyorum. Bir diriliş eri olarak, gelecek zamanın biricik kenti diriliş kentinin, diriliş sitesinin kurulması için taş taşıyan, harç taşıyan biri olarak, onların izinden gitmekten başka bir erlik ve yapıcılık bulunmadığına inanıyorum.

Evet, biz diriliş erleri, Son Peygamberin Sancağı altına sığınıyoruz. Bu sancağın yere düşmemesi görevimizdir, varoluş hikmetimizdir.

Bu sancak, Allah’a inanma sancağıdır. Bu sancak, insanın putların önünde eğilmemesi, onları yerle bir etmesi, insanın insan veya eşya önünde ezgince ve alçalarak baş eğmesine sebep olan köleliği ortadan kaldırıcı, insanı gerçek özgürlüğe ve teslimiyete ulaştırıcı hakikat sancağıdır.

Hakikatin Hazreti Musa’dan başlayarak sadece yahudi ırkının tekelinde olduğunu iddia eden yahudilik, Hazreti İsa’yla başladığı esasına dayanan hıristiyanlık, veya ancak onu Marx’ın gördüğüne ve ancak onun yolunda gerçekleşeceğine inanma akımı olan komünizm, hep parça gerçekliklerini bütüne yaygın sanmanın ve saymanın, tarihi kendilerinin kabul ettiği başlangıç noktasına kadar hakikat yönünden bomboş geçmiş kabul etmenin yanlışlığı, yanılgısı, hatta gülünçlüğü içindedirler.

Benim inandığım islâm ülküsü, tarihi, Hazreti Peygamberle başlatmaz. İlk insandan başlar hakikat tarihi, yani hakikatin bilinişi. Hazreti Peygamberle en yüksek, en son, en mükemmel gelişme noktasına ulaşır; kıyamete kadar, yani, insanın bu dünya hayatı son buluncaya kadar da sürecektir.

Bu, tarihin değerlendirilişi, anlam yönünden insanın yaradılışının en büyük insan ve peygamberin yaradılışına bağlı oluşu hikmetine aykırı değil, onunla bütünlenen temel bir görüştür.

Evet, tarihi şöyle yorumluyorum: hakikat savaşı ve hakikate karşı savaşlar, baş kaldırmalar.

Hayatı da şöyle yorumluyorum: hakikat savaşı ve hakikate karşı savaşlar, baş kaldırmalar. Evet, hayatı, bu savaşın, karşısındaki savaşları alt etmesi oranında kutluyorum.

insanları da şöyle bölümlüyorum: hakikate uyanlar, sağcılar; karşı çıkanlar, solcular; hakikat yolunu sürdürenler, gerekirse bu uğurda bütün çıkarlarını hatta canlarını feda edenler, hakikat yarışçıları, öncüler.

işte bu anlamda sağcıyım. Batılı anlamda sağcılık, solculuktur benim gözümde. Ya da solculuktan farksızdır. Kapitalizm, benim gözümde solun bir yüzü, komünizm öbür yüzüdür. İnsan olan derim tukürsün ikisinin de suratına.

Solcular, gerek başkalarım sömürmeleriyle, gerek insanların muhtaç oldukları gerçek barışı doğrudan doğruya veya dolaylı olarak yıkmakla toplumların çürümesine, insanların red ve isyanın pençesine düşmelerine sebep olurlar. Kin ve öç tohumunu ekerler. Silâhları propagandadır. Ne kadınlara, ne yaşlılara, ne yoksullara, ne öksüzlere acırlar. Gözlerine kan bürümüştür.

Gerçek sağ, Kur’an’da tanımlanmıştır. Kur’ân’da, sağcılar, Allah topluluğu, solcular da şeytan topluluğu olarak, sağcıların topluluğu uğurlu topluluk, solcu topluluk da uğursuz topluluk olarak vasıflandırılmıştır. Diriliş, uğurlu, iyilikçi topluluğu gerçekleştirme yoludur. Diriliş, şeytanın topladığı ve uğursuzluk saçan her topluluğu dağıtma, Allah’ın ipine sımsıkı sarılan topluluğu kurma yolu, yöntemi, savaşı demektir.

Ekonomi, toplum varlığının temel sebebi değil, görüntülerinden biridir. Temel faktör, inançtır. Ekonomi de bir etken olarak öbürlerine etki yapar, etki kabul ettiği gibi. Ama temel olma niteliğini ancak insanlar materyalistleştikçe kazanır.

Ekonominin bir amaç değil, bir araç olduğuna inanıyorum. İnanç, düşünce ve sanatın ekonominin değil, ekonominin, inanç ve düşüncenin aracı ve sonucu olduğuna inanıyorum.

Gözümde Adam Smith’le Marx aynıdır. İkisi de insan egosunun putunu özenle tarihin içinde heykelleştirmekten, insanlığın sırtına bu ağır putu yüklemekten başka bir şey yapmamışlardır. İlim dahilinde kalan buluşları dışındaki sözleri ve ileri sürdükleri görüşler, özledikleri veya önerdikleri düzen, baştan sona insana aykırı, insanlığı felâkete götüren ve tarihî zulmü kâbus gibi üstümüze çökerten kararmış ruh, kalb ve zekâ hezeyanlarıdır.

Erdem sitesinin bir işçisiyim. Bu sebeple kapitalist veya komünist siteler gibi zulüm sitelerini yıkmak borcumu hiç bir zaman unutmuyorum.

Şeytanın kentini darmadağın etmeye andiçmişim.

Kızıl ve Kara ile sembollenen sistemlerin esaretlerinden insanlığı kurtarmaktan, mazlum ve masum kardeşlerimi bu kölelikten azat etmekten daha büyük vazife ne olabilir?

Anarşizm, terörizm, benim sistemimde yer bulamaz. Nihilizm de ancak bu insanlık düşmanı eylemlerin felsefesini teşkil edebilir.

Bunlara karşın, inançlıyım, barış ve düzen yanlışıyım.

Savaşım ancak bunlar içindir.

Gerçek barışın sağlanması için en savaşçıdan daha savaşçıyım. Gerçek düzenin kurulması için en radikalden daha radikalim.

Kelimelerin dış anlamlarına saplanıp kalmamaya çalışmak bana ve diriliş nesli kardeşlerime düşen bir disiplin borcudur. Peşin hükümlere savaş açmanın ve zahire saplanıp kalmamanın doğal sonucudur bu.

Doğuyu Batıyı bilmeliyim. Eski uygarlıkları derinlemesine incelemeliyim. Yükseliş ve düşüşlerin sebeplerini derinden derine araştırmalıyım. Allah’ın insanoğluna en büyük nimeti olan islâm inanç ve medeniyetine mensup olan bir toplum, nasıl olur da bugünkü acıklı duruma düşer? Bunun mutlaka bir veya bir çok sebebi vardır. Bunu bilmeliyim. İşte bütün bu konuları incelemekte ilim benim rehberim olacaktır.

Kur’an ve islâm kıyamete kadar mahfuzdur. Allah buna söz vermiştir. Ancak bu mahfuzluğu yanlış anlamamam ve bu sözü kendi anlamından başka bir yoruma bağlamamam gerekir. Evet, Kur’an ve islâm mahfuzdur, fakat hiçbir kişinin veya toplumun imanını koruyabilmesi taahhüt edilmiş değildir. Her kişi kendi inancını, her mü’min toplum kendi müslümanlığını korumak, devam ettirmek mükellefiyetindedir. Bunu yapmadığı takdirde umutsuzlukların, inkârın, isyanın uçurumlarına ve karanlığına yuvarlanabilir.

Beyaz Zambaklar Ülkesinde

Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Mustafa Kemal Atatürk zamanında Türkçeye ilk kez çevrildi. Atatürk, kitabı okuduğunda bu destansı başarıya tek kelimeyle hayran olmuştu. Derhal kitabın ülkedeki okulların, özellikle askeri okulların müfredatına dahil edilmesini emretti. Türk askerleri ülkelerindeki “yaşamı yenilemek” için mutlaka bu kitabı okumalıydılar. O vakitler, kitap o kadar çok ilgi gördü ki, Kuran-ı Kerim’den sonra en çok okunan kitap haline geldi.rnrnBu kitap tüm yoksulluğa, imkansızlıklara ve elverişsiz doğa koşullarına rağmen, bir avuç aydının önderliğinde; askerlerden din adamlarına, profesörlerden öğretmenlere, doktorlardan işadamlarına kadar, her meslekten insanın omuz omuza bir dayanışma sergileyerek, Finlandiya’yı, ülkelerini geri kalmışlıktan kurtarmak için nasıl büyük bir mücadele verdiklerini, tüm insanlığa örnek olacak biçimde gözler önüne sermektedir.

Kuklanın Ruhu

Herkes özgür olmak istediğini düşünür ama aslında ne istemektedir?
John Gray bu provokatif kitabında insan özgürlüğünü din, felsefe ve fantastik edebiyattan örnekler üzerinden irdeliyor.
Kuklanın Ruhu antik ve modern gnostisizm, Azteklerde insan kurban etme ritüelleri, sayborg ekonomisi, komplo teorileri, gözetleme toplumu ve internet çağında sanal yaşam gibi çeşitli konular üzerine düşünce deneyleriyle okuru yüzyılların düşünce iklimi içinde heyecanlı bir yolculuğa çıkarıyor ve şu soruya yanıt arıyor: Hayatımızda daha fazla seçenek mi istiyoruz yoksa özgürlük bizim için tercih yapma yükünden kurtulmak mı?

Kültür Endüstrisinin Kıskacında Kültür

Elinizdeki çalışma, Theodor Adorno’nun eleştirel yaklaşımı ışığında bir yandan kültür endüstrisini açımlamaya ve sorgulamaya çalışırken, diğer yandan okuru beğenilerimizi tartışmaya çağırıyor. Kültür endüstrisinin kıskacında yaratılan kültürün, bireyin özgün beğenilerini yansıtamayacağını savunarak, bir başka seçeneğin mümkün olduğu sonucuna da varıyor.

Günümüzde kültür endüstrisinin internet ve dijital oyunlar aracılığıyla kazandığı etki ve yaygınlaşma, dahası endüstriyel kültürün tüketicilerinin aynı zamanda üreticileri haline gelmeleri Adorno tarafından tahayyül bile edilemezdi. Elbette, bunlar televizyonun ulaştığı nokta gibi Adorno’nun düşüncelerini doğrulamakta ama aynı zamanda çizdikleri sınırları zorlamaktadırlar. Bundan dolayı, Adorno’nun felsefesinin bahsedilen değişimler ve yeni formlar bakımından tekrar değerlendirilmesi son derece elzemdir.

Önder Kulak’ın çalışması, kültür endüstrisi fenomenine dair Adorno’nun eleştirileri üzerine bir rehber kitap olma niteliği taşıyor.
impossible is nothing. impossible is just a big word thrown around by small men who find it easier to live in the world they've been given than to explore the power they have to change it. impossible is not a fact. it's an opinion. impossible is not a decleration. it's a dare. imposibble is potential. impossible is temporary.

>Sponsorlu bağlantı
Kullanıcı avatarı
sselvii
Arkeo-TR Üyesi
Arkeo-TR Üyesi
Mesajlar: 324
Kayıt: 11:05 10-Mart-2017

Ölmeden Önce Mutlaka Okunması Gereken Felsefi Kitaplar

Mesajgönderen sselvii » 10:37 13-Ağustos-2017

insanı sıkıcılığıyla öldürecek kitaplar :)

Kullanıcı avatarı
kırmızı kedi
Forum Yöneticisi
Forum Yöneticisi
Mesajlar: 299
Kayıt: 16:31 02-Mayıs-2017

Ölmeden Önce Mutlaka Okunması Gereken Felsefi Kitaplar

Mesajgönderen kırmızı kedi » 13:44 19-Ağustos-2017

sselvii yazdı:insanı sıkıcılığıyla öldürecek kitaplar :)

o kişisine göre değişir. ama sondakiler bana çok klasik gelmedi @anarchos
:kedi:

fikretin_ince_gülü
Arkeo-TR Üyesi
Arkeo-TR Üyesi
Mesajlar: 172
Kayıt: 15:22 25-Aralık-2017

Ölmeden Önce Mutlaka Okunması Gereken Felsefi Kitaplar

Mesajgönderen fikretin_ince_gülü » 09:55 14-Ağustos-2018

sselvii yazdı:insanı sıkıcılığıyla öldürecek kitaplar :)

:D :D :D
zihin jimnastiği yaptıran kitaplar. teşekkürler anarchos.

Kullanıcı avatarı
endoplazmikdedikulum
Arkeo-TR Üyesi
Arkeo-TR Üyesi
Mesajlar: 33
Kayıt: 11:03 24-Mayıs-2009
Konum: Kocaeli

Ölmeden Önce Mutlaka Okunması Gereken Felsefi Kitaplar

Mesajgönderen endoplazmikdedikulum » 12:57 14-Ağustos-2018

çoğunu okumadım ama kronolojik sıralamanın başında sofi'nin dünyası gelir bence.

fikretin_ince_gülü
Arkeo-TR Üyesi
Arkeo-TR Üyesi
Mesajlar: 172
Kayıt: 15:22 25-Aralık-2017

Ölmeden Önce Mutlaka Okunması Gereken Felsefi Kitaplar

Mesajgönderen fikretin_ince_gülü » 16:36 24-Ağustos-2018

Beyaz Zambaklar Ülkesinde ++1

Kullanıcı avatarı
endoplazmikdedikulum
Arkeo-TR Üyesi
Arkeo-TR Üyesi
Mesajlar: 33
Kayıt: 11:03 24-Mayıs-2009
Konum: Kocaeli

Ölmeden Önce Mutlaka Okunması Gereken Felsefi Kitaplar

Mesajgönderen endoplazmikdedikulum » 06:31 03-Eylül-2018

fikretin_ince_gülü yazdı:Beyaz Zambaklar Ülkesinde ++1

okudum :shade:


“Arkeo-TR Kütüphanesi” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir